16.7.15

#düşpeşinde..

Can oğlum,
Sarper Ege'm..

Bazen uzun aralıklar oluyor, yazmıyorum. Öyle zamanlarda bazen ben sanki ben de olmuyor oluyorum oğlum.
Yazınca yaşamdan aldığım tadı yazmadan yaşayınca almıyorum.
Elbette güzel de her şey - tatil sabahına seninle uyanmak, günün her saniyesini bile seninle paylaşmak, güzel bir kitabı bitirmek,  yeni bir ezgi duymak, kumsalda dalgalara adım atmak, yüzüme dokunan serin rüzgara gülümsemek mesela;
ama bir yerlere kısacık da olsa not almayınca, yarın için biriktirip saklamayınca, paylaşmayınca bazen mesela; bir seyleri eksik oluyor gibi.
Sen nasıl olacaksın bilmiyorum
Ben yazınca daha farkında, daha duyarlı, daha hayalperest, daha idealist, daha güzel oluyorum.
Sen de yazsan keşke ilerde. Dizelerce, sayfalarca. Satır satır okusam. Cocuklugunu bulsam, sendeki beni güzel bulsam, anılarındaki duygularını arasam bulsam, babanın sana kattıklarını, senin yaşamımıza kattıklarını, düşlerini bulsam..
Sen de bir hayalperest olsan!
Cümlelerinden hep mutlu gülüşünü duysam.

Yazacak şey çok. Düş çok, dünlerimiz var anlatılmayı bekleyen.
Şarkılar,  şiirler var oğlum;  bilsen ne güzel olur. Birlikte mırıldansak mesela, hayat cok cok daha güzel olur.
Gelecek günler icin sabirsizlaniyorum
Ama bugunleri hızlıca harcamak da istemiyorum
Yok mu acaba oğlum, 
bir çaresi
hem hep bugunde kalmanin
ve de bir yandan
Mutlu yarınlara koşmanın..


6.4.15

İyi ki doğdun oğlum..

"bir bahar sabahı" diye başlayıp; en umut dolu romanı yazarsın.
"bir bahar sabahı" uyanıp açınca pencereni, topraktaki, dallardaki çiçekleri; havadaki sevinci, usulca dokunan ışığını güneşin, dört bir yana düşmüş cemreyi içine çekip, güne başlarsın.
Aşık olursun bir bahar sabahı.
Kavuşursun, belki.
Sen, oğlum;  bir bahar sabahının en özel yaşama nedeni oldun.
Bir bahar günü dünyaya gelip,  ne varsa bahara dair öyle güzel,  öyle hayat dolu;  o minicik ellerinle hayatımızın en güzel anlarına hepsini kondurdun.
Bir bahar sabahı oğlum, yaşama sevincim oldun.
Gülüşünü gördüğüm her an geçiyunor aklımdan; yeniden yeniden "HOŞ GELDİN OĞLUM!  İYİ Kİ DOĞDUN!"

Doğum belgendeki o mavi ayak izini bıraktın dört yılımın her gününe. Nasıl ki bahar yaşama sevincidir; işte bence o sevincin rengi de mavidir. Nasıl ki "bir bahar sabahı" başlayabilir bir roman; bir maviye dalıp da şiirler yazılabilir; eşsiz şiirler, uçsuz bucaksız şiirler. Sen benim maviliğim, ufku bulunmamış şiirlerim, bahar sabahım, yaşama sevincim;  ömrümü maviye boyasın ayak izlerin. Hangi dünü düşünsem, ayak sesine eşlik etmiş olsun senin gülüşlerin. Sesinde hep bir bahar sabahı, yüzünde hep bir bahar sabahı aydınlığı, gözlerinde hep bahar güneşi gibi güzel ışıltılar; adımlarında bahara uyanmış doğanın coşkusu olsun; yaşamın mutlulukla dolsun oğlum;  SEVGİYLE, MUTLULUKLA dolsun.. ayak izlerin dünyanın en güzel şehirlerinde, yanında dünyaya güzel bakan insanlarla, düşlerle, gülüşünle ses bulsun..

Dogum günün kutlu olsun;
İyi ki,  İYİ Kİ  doğdun oğlum!

Iyi ki sen bizim yaşamımıza bahar oldun..


2.11.14

Kutuphane'nin minik bir üyesi var!

Oglum,
Sarper Ege'm..

Bu neredeyse hic okumayan toplumun, okumayı çok seven bir bireyisin sen. Şu aşamada dinleyicisin sadece ama sayfalara meraklısın, soluksuz dinliyor, her bir kelimeyi heyecanla takip ediyorsun. Okudugumuz kitaplarin arkasina bakip, seride baska ne varmis soruyorsun, sonra da mutlaka ekliyorsun; "bunu da alalim mi annecim?"

Okul cikislarinda ogretmenimiz cantana her gun bir kitap koyuyor. Ertesi güne kadar 3 - 4 kez okuyoruz aynı kitabı. Eve gelince cantana merakla bakiyorsun.

Bu güzel aliskanligin icin harika bir sey yaptik dün biz! 
Sen artik kütüphaneye uyesin :) kayitlara bu da geçsin.

Kitap secerken oradaki memura şöyle sordun: "abi? Aslanlı bi kitap alabilir miyim?" Abi de aradı, buldu.  Daha sonra beğendiğin heer kitabı bebek arabamıza attın - memur fark edene kadar. :) 3 kitapla sınırlandırdık neyse ki.

Kütüphaneden aldığın ilk kitaplar da şunlar:

1. Aslan Kral ve Ogulları
2. Kanguru ve Yavrusu
3. Atakan - Dişlerini fırçalıyor

Harika kitaplar goremedim kutuphanede. Ama olsun.
Sen kitap raflarını sev, kitaba sahip çıkmayı öğren, bu güzel alışkanlığını sürdür - o bana yeter :) kutuphane kitap listeni de buradan tutarız belki.  Ne dersin?  :)

Seni çok seviyorum benim minik kitapkurdum!

9.8.14

Yolculuk

Oglum,

Benim yeni yaşımın ilk kısa yolculuğundayız şu anda.

Yanı başımda uyuyorsun.
Gülümsüyorsun da arada.
Seninki guzel rüyalara yolculuk olmalı.
Benim zihnimde şimdi bir gecmise, bir sana, bir babana, bir şimdiye,  bir geleceğe gidip duruyor yollar.
Sadece sen ve baban varsa yol güzel,
Sizle yolculuk güzel.
Bir düşün içinde siz varsınız,  düş güzel.
Bir güneşli,  bir yağmurlu sabaha sizle uyanıyorsam, mevsim güzel.
Birlikte bakıyorsak, ay güzel,  deniz güzel,  gece güzel.
Sizle hayat güzel.

Siz benim bütün dünyam olmussunuz.

Şimdi bile,
Yol da,
Yolculuk da,
Geldiğim nokta da
Vardığım yer de;

Emrah ve Ege ♡

Şu kısacık yolda bile,   hayatın güzelliği var zihnimin her köşesinde, sizinle

8.8.14

Merhaba yeni yaşım!

Merhaba yeni yaşım!

Oğlumla, Emrah'la uyanacağım yeni, mutlu  sabahlar, merhaba..
Güneş gibi doğan "Güzel günler bizi bekler" cümlesindeki hani o günler,
yeni yazılacak şiirler;
kitaplar,
yeni yeni ezgiler;
merhaba!
yeni yolculuklar - kimi zaman üçümüz, kimi zaman güzel insanlarla ama mutlaka güzel yerlere, güzel insanlara; merhaba!
öğrenmek için güne pek çoğumuzdan erken başlayıp, ağır çantasını yüklenip, en öndeki sırayı kapıp, heyecanla öğretmenini, öğrenmeyi meraklı, parlayan gözleriyle bekleyen canım güzel öğrencilere,
ama tabii ki öğrenmek çok da umrunda olmayan ama sınıflarımı farklı bakışları, ilginç davranışları, güzel espirileriyle şenlendiren yeni, haylaz öğrencilere de merhaba - çünkü ben onları da çok severim.
Oğlumun öğreneceği yeni kelimeler, yeni ifadelere de elbette heyecanla merhaba; çünkü durup dururken kimi zaman tam yerinde, kimi zaman olmadık bir yerde "bu benim için bir çocuk oyuncağı", "korkmana gerek yok annecim, ben varım", "ben vurmadım ki elim vurdu!" gibi ifadeler duymak öyle keyifli ki..
Onun öğrendiği yeni bir şeye verdiği bir tepki de öyle hoş gelir ki benim yeni yaşıma - çünkü benim en büyük misyonum ona keyif alacağı bir şekilde hayata hazırlamak sanki. O yüzden merhaba çocuk kitapları, çocuk düşünce sisteminin güzelliğini yakalamış ve hatta tam da o güzelliğe harika uyum sağlayan çocuk kitabı yazarları :)
Diyelim ki evdeyim, tatil. Emrah işten geliyor ya; o an da hep olsun bu yaşımda çünkü hayatın güzelliği de, kötü günler de ikimize. Çünkü onunla her sey daha güzel, daha kolay, daha mutlu. Beni işten aldığı her mesai çıkışı her zor günün sonunda mesela "hadi gel seni buradan uzaklaştırayım" modunda "gel seni güzel bir yere kaçırayım" tadında. Halbuki en güzel yer onun yanı, bilmiyor. O güzel yere de tabii ki her an, her saniye, her mevsim merhaba!
Şimdi bir "her şeyin yenisi dostun eskisi" ifadesini yüzde yüz doğrulayan dostlarım var; çok uzakta ama her durumda yine de yanımda; onlar da olmazsa olmaz tabii ki yeni yaşımda, çünkü biz birlikte büyüdük, birlikte öğrendik,  bir insanın hayatı boyunca yaşayabileceği en güzel anları birlikte yaşadık. Birlikte geçen zaman sonucu en çok onlarla güldüm ve onlarla paylaştım beni üzen herhangi bir şeyi,
ama bir yandan da yeni, güzel dostlarım oldu "her şeyin iyisi, dostun eskisi" lafını yalanlayan :) onlarla da yeni bir yerde, yeni konular üzerine, yeni bir ufukta gibi oldu, çok da güzel günler oldu. Dostluğu zaman gösterir; umarım hep bu bölümünde yaşamımın bir merhaba derim onlara da!
Bu yaşım yaşamımın en yanıldığım, en yanlış anlaşıldığım, ufacık şeylere takılmak zorunda kaldığım bir yıl olmuştu benim için.
Ve hatta tüm yaşamımın en olumsuz, en iç karartıcı, en fesat insanlarıyla da tanıştım.
Ve hatta her zaman böyle konularda çok net olmuşken, bu yıl onların yanımdayken çok samimi ama bir adım uzaklaştığımda ne sözler, ne eleştiriler halleri var ya; onlara bile kapıldım.
Bu yıl yer almasa öyle iki yüzlü koca koca, çoluklu çocuklu insanlar hayatımda. Lütfen!
O yüzden bir merhaba olsun içi dışı, özü sözü bir, dünkü hali ile şimdisi aynı, her an net; sevmiyorsa sevmeyen ve de haliyle bu durumda sosyal arkadaşlığa bile, yapmacık merhabalara bile yer vermeyi istemeyecek, samimi, içten insanlara. Çünkü onlar yaptığında ister istemez ayak uydurmak zorunda kalıyorsun yapmacık diyaloğuna.

Bu yaşımda da olsun küçük küçük hayat güzellikleri;  bol bol hem de; güneşli tatil sabahları, denize karşı bi çay bi simit bi kitap,  yağmurlu güzel akşam üstü,  iş dönüşü sevdiğimle sahilde iki kahve,  bol sohbet,  oğlumun oyun sevinci,  oğlumun okul sonu sarılışı, yeni lezzetler, evi dolduran mis gibi kek kokusu... bir sürü,  bir sürü güzel şey...

Ben uzun uzun yazmayı severim, Emrah kısacık ifade etmeyi tercih eder böyle durumları :) Ona ne uzun gelmiştir bu merhaba. Hatta sadece kendi adını "sayfada bul" bile yapmış olabilir bu arada :)

O yüzden daha fazla uzatmadan bir "sağ ol! iyi ki varsın! iyi ki vardın" diyeyim beni ben yapan herkese - iyi ya da kötü her duruma, içinden yaşanmış guzel günler bırakarak geçtiğim her şehre ve her kapıya; kiminde güzel insanlar bulduğum, kiminde güzel olmadığını fark ettiğim insanları uğurladığım.
Emrah'a elbette! Oğluma. Ailemize. Eskimeyecek dostlarıma. Yenilerine. Iyi arkadaşlara. Güzel düşlere. Hayalkırıklıklarına bile.
Tabii ki Can babaya, Turgut Uyar'a, Ahmet Telli'ye, Attila Ilhan'a, Edip Cansever'e, Nazım'a, Asaf'a, #siirsokakta akımına :) ve okumayı sevdiğim her şaire. Çünkü ben şiir gibi severim yaşamı.

Çünkü,

"Yaşamak ne güzel şey
Anlayarak, bir usta, kitap gibi
Bir sevda şarkısı gibi
Bir çocuk gibi şaşarak yaşamak

Yaşamak birer birer ve hep beraber
Ipekli bir kumaş dokur gibi
Hep bir ağızdan sevinçli sevinçli bir destan okur gibi. "

"Iyi ki dogdum" demiyorum. Dogup da ne durumlara, ne insanlara maruz kalanlar var.

Iyi ki vardi bulunduğum pek cok yer, pek cok durum.

Ama iyi ki yaşadık! Şiirdeki gibi: birer birer ve hep beraber!

Ve dilerim hep sevdiklerimle birlikte yaşarım, ipekli bir kumaş dokur gibi..

Ve elbette hep birlikte; hep bir ağızdan sevinçli sevinçli bir destan okur gibi...

28.7.14

7!

Duyduğumda bile içimi ısıtan ifadeler vardır.

El ele gibi.
Yan yana ya da,
Diz dize,
Göz göze..
Biz bize!

Biz Emrah ile tanışalı yedi yıl oldu bu ay.
7! ♡

Ben yedi yıldır hayata güzel bakmayı bilen,  hayata bakışı yüzümü güldüren, "Böyle düşünüyorum" dediğim her konuda beni destekleyen, çoğu zaman anlayan,  dinleyen,  sevmeyi bilen, hayatindaki her beni; bize çevirmiş;

Ellerimi tutunca dünyamı aydınlatan,
Omzuna başımı koyup gözlerimi kapattığımda dünyamı aydınlatan,
Saatlerce bulunduğum yere sonradan geldiği anda gözlerimi arayıp bulduğunda dünyamı aydınlatan,
İşten gelip kapıyı açtığımız anda oğluna sanki onu yıllardır özlüyormuş gibi sarılması ile dünyamı aydınlatan,

Birlikte gülüp,
birlikte hüzünlenip,
birlikte efkarlanıp,
birlikte alay edebildiğim;
birlikte hayal kurabildiğim yakışıklı bir adam BENIM diye,

her gece huzurla uyuyorum

çünkü onunla
öyle
El ele
Yan yana
Diz dize
Göz göze
Böyle biz bize; hem de EGE ile böyle;

DÜNYA GÜZEL!

Nice aylarımız, yıllarımız geçsin birlikte;  böyle...

25.7.14

Bazen..

Bazen hayat,

gecenin üçünde bakıp da pencereden,
bir yanın güz,
bir yanın "kıştan sonra bahar var" bahanesi,
dalıp gidip de olmayan bir yere;
cebine onlarca "neden?", onlarca "nerede", onlarca "keşke!" doldurup yatağa geri dönmek,

o ceptekileri evirip cevirip yatağın her köşesinde,
elinde bir HİÇ ile
kalmaktır
kendi kendine.

22.7.14

Bazen..

Bazen hayat,
Günün yorgunluğu, karmaşası dolaşıyorken zihnin kıvrımlarında,
yarının işleri büyüyüp dururken beklemede,
onlarca yarım plan,
onlarca sorumluluk yüklenmiş beklerken omzunda;

küçük bir valize sığdırıp "başka türlü bir şey benim istediğim" cümlesini,
bir parça rahatlık,
bir avuç özgürlük,
bir dünya okunacak yeni kitap,  izlenecek yeni film,  öğrenilecek yeni şeyler ile

kaçıp gitmek istemektir
kendinden,
bir uzağa;

hani bir yer var ya,
"denizi ayrı deniz, havası ayrı hava"

20.7.14

Bazen..

Bazen hayat;

Yaşamına sunulmuş en değerli nefes  yanıbaşında uykunun huzurlu kollarına dalmışken,
gözlerini kapatıp,
geçmiş güzel günleri yeniden yeniden yaşamak,
gelecek için o "nefes" ile dolu bi milyon yeni düş kurmak,
o dünyalara değişilmez canın kokusunu içine çekip çekip,
"Yaşamak güzel şey doğrusu!" diye
hatırlatmaktır,
gün boyu başka bir sürü düşünceye dalmış zihne
hayatın telaşına kapılmış yorgun bedene
ve gözlere

Şey.
Yaşamak güzel şey doğrusu! 

Bazen..

Bazen hayat;
Geçmiş iki anın karesini bir şimdide yan yana getirip;
bir hüzünlenip, bir mutlu olmak,
bir özleyip, bir şimdiyi sevmek,
zamana bir kızıp, bir de ona sımsıkı sarılmaktır,
sessizce
bir anlık düşünce geçişinde.

8.6.14

Aç Tırtıl


Aç Tırtıl, oğlumun en sevdiği kitaplardan. Pek çok miniğin ve hatta çocuğuyla okumaktan keyif alan pek çok yetişkinin sevdiği gibi.

Tırtıl konusunda öyle ilgili oldu ki minik kuzum bu kitaptan sonra, evdeki her aktiviteyi sonunda bir tırtıla bağlıyor. Her ev yapımı oyuncağımızda bir yaprak, üstünde de bir tırtıl yerini alıyor mesela :)

Ben ne zaman Ege'ye kitap alsam, ona verir, sessizce izlerim onu o sayfaları çevirirken. Hangi sayfada daha uzun kalacak, hangi resmi sevecek, kitabın hangi yerini merak edecek de soracak diye merak ederim hep.

Aç Tırtıl'da her bir sayfayla ayrı ayrı, uzuun uzun ilgilendi oğlum eline ilk aldığında. Harika çizimleri o kadar çok ilgisini çekti ki, kendi kendine birşeyler anlattı, durdu.

Daha sonra ben ona bir kaç kez okudum kitabı. Bir gece o kadar uykum var ki; normalden hızlı okuyorum biraz. Şöyle bir sayfada durdurdu beni Ege;

 "Karpuzu yememiş mi annecim?"
 "Yemiş, bebeğim?"
 "Sen söylemedin, bi daaaa oku o zaman."

:)

Meğer ezberlemiş bile. Yiyeceklerin sırasını bile. Anne de düşünüyor halbuki "Bugün hızlı bitsin de kitap faslı, uykusunu alsın; ben de uyuyayım bir an önce :)"

O uyku öncesi kitap faslı, olmazsa olmazı evimizin. Günün en keyif aldığım saatlerinden. Ege, odasındaki minik kitaplığın önüne geçiyor; önce 2-3 tane alıyor, az buluyor; 1-2 tane daha ekliyor. Sonunda karar verebildiğinde yatağımıza gidip okuyoruz, bittiğini anladığı kitabı yeniden yeniden okutuyor.

Yani bizim evimizde de bir aç tırtıl var. Okumaya aç bi tırtıl. Beni çok mutlu eden bir şey bu, uykuya bu kadar açken bile :)

Hoş, bir öğretmen olarak gözlemlediğimde küçük sınıfların o okuma merakının, büyük sınıflardaki o okumaktan kaçıyor olma gerçeği korkutmuyor değil beni. Biz sistem olarak bir yerlerde mutlaka bir  yanlış yapıyor olmalıyız ki, böyle bir sonuç, böyle bir toplum oluyor ne yazık ki.. Umarım o yanlış Ege'ye ve aslında yeni nesle hiç uğramaz da benim minik adamım da büyüdüğünde balkonuna oturup, eline kahvesini alıp, iştahla harika hikayeleri, fikirleri, şiirleri okumaktan keyif alır..


9.5.14

Anneler günü



Ege'm ile üçüncü anneler gününü geçirmemize çok az bir zaman kaldı!

Eskiden çok daha özel-gün-kutlayıcısıyken, son zamanlarda her bir özel güne daha az önem veriyor gibiyim. Zaman hızla geçiyor, biz her şeye alışıyoruz, zamanı istediğim herşeye yetiremiyorum diye çeşitli bahanelerim var bu konuda.

Bir yandan da, evdeki bir minikle her gün, heeer gün çok çok özel aslında..

Bu akşam birkaç anneler günü hediyesi paylaşımı görünce, şöyle bir baktım da;

Egeciğim her sabah uykulu uykulu gözleriyle sevgi dolu bakıp, "dünaydın anneciiim" diyor bana ve hiç vakit kaybetmeden atlıyor kucağıma.. vakit varsa kısacık bir süre de kucağımda devam ediyor uykusuna - ki bence "günün en güzel saatleri bunlar, yanımda kal" cümlesinin içini doldurur bu anlar, yüzde yüz doğrulukla..

önce bir deniyor beni "çiftliğe gitcez, diiiiğ mi anneciiiim" yani bu demek ki - okul yok değil mi, sen bir yere gitmeyeceksin değil mi, yanımda olacaksın değil mi... ama işte haftanın beş günü cevabım "hayır bebeğim, bugün okul var. arkadaşlarınla oyunlar oynayacaksıııınn, şarkılar söyleyeceksiiiinn, tavşanlara günaydın da deriiizzz" oluyor. Tabii bu cümleler çok da cazip gelmiyor o an ona. Biraz daha sarılıp, günümüze başlıyoruz öpücüklerle, sarılmalarla..

Okuldan çıkınca almaya gidiyoruz kuzumu. Okulum ve oğlumun okulu arasındaki mesafe; siyahtan beyaza bir yolculuk gibi - renk tonlamalarının geçişini düşünün; ordaki gibi; öyle. "Sarper Ege gidiyor öğretmenim" cümlesinin ardından, heyecanlı bir bekleyiş. Aynı odada 5-6 anne bekliyoruz o anlarda. Eminim ki hepimizin aklında binbir düşünce. Hepimiz merakla kapıya dönmüş, gözlerimizi hiç ayırmadan bakıyoruz aynı yöne. Arada birbirimize bakıp, gülümsüyoruz. Bu gülümseme, annelik paydasında buluşma. Bir çocuk koşarak çıkıyor kapıdan, anneyi görünce kocaman bir gülücük konuyor yüzüne. Sonrası öyle güzel bir an ki, içten sarılma, ışıldayan gözler, yüzyıllık bir hasretin bitişiymiş gibi bir rahatlama, baştan ayağa sevgi. Gerçek sevgi. Bekleyen diğer anneler, o kavuşma anını yüzlerinde bir gülümsemeyle izliyor.

Sonra mesela, benim oğlum beliriyor kapıda! Güneş birden gökyüzünde belirmiş gibi mesela. Gözleri beni arıyor. Baba beklese de o odada, gözleri hep beni arıyor! Bulduğu an hızla koşuyor, boynuma sarılıyor ve hemen diyor ki: SENİ ÇOK SEVİYORUM ANNECİİİİİMMM!

Ben tam da o anda baştan ayağa sevgi oluyorum. Baştan ayağa anne. Ege'nin annesi. Baştan ayağa gerçek sevgi, saf sevgi - Gün boyu ne yaşadıysam unutuyorum. Dünya nasıl da güzel bir yer oluyor, anlatamam. Gün boyu canımı sıkan olayları alay ederek kısaca aklımdan geçiriyorum. Milyonlarca yankısı zihnimde cümlesinin: Seni seviyorum annecim. Seni seviyorum annecim. Seni seviyorum annecim.....

Daha güzel bir an olabilir mi?
Daha güzel bir sevgi?
Daha güzel bir mucize?
Daha güzel bir aşk?

Yok, işte...

Kısacık özetini yapıyor sonra oğlum gününün, "Ben bugün ağlamıştım annecim." ya da "Ben burdaydım ama sen gitmiştin annecim." ya da "Biz bugün Efe ile araba oynadık annecim." ya da "Ben bugün öğretmenimi hiç üzmedim annecim."

Kucağımdan indiriyorum oğlumu, öğretmeniyle kısacık sohbet edebileyim, Ege o gün neler yapmış öğrenebileyim diye. Biz konuşurken, eli elimde. Sonra her o kısa sohbet esnasında, ben konuşurken öpüyor elimi! "Sen nasıl tatlı bir çocuksun bebeğim" diye geçiriyorum içimden, biraz bekliyorum. Ben ona bakıp, güzel bir şey söyleyene kadar devam ediyor!

Öyle özlemiş oluyor ki, elimi öpüyor, yanağına götürüyor, seviyor beni!

Öyle yaptığında, kucağıma alıp onu, sımsıkı sarılıp, alıp bambaşka bir yere götüreyim istiyorum. Hiç bırakmayayım. Bütün gün sevdiği oyunları oynayalım. Hep gülsün. Hiç hasta olmasın. Tek bir damla gözyaşı bile akmasın. Kimse, hiç kimse onu üzemesin. Her saniye çok mutlu olsun. Bana hep "şaka yaptım anneciiimm" desin, birini taklit ediyormuş gibi elini karnına götürüp gülsün :)
Emrah, Ege, Burcu. Üç kişilik mutluluk olsun - her nefeste.

Bütün güzel sabahlar, bütün eğlenceli oyunlar, birlikte geçilen bütün yollar bir yana - bu anlar benim için hep başka. Sabahlar ve kavuştuğumuz anlar!
"Günün en güzel saatleri bunlar.. yanımda kal.." anlarım.

Şimdi anneler günü yaklaştıkça, izlediğim her reklamda, duyduğum her anneler günü olayında, gülümsüyorum kendi kendime , yanımda değilse gözlerimi kapatıp, oğlumu düşünüyorum önce, yanımdaysa sarılıp öpüyorum hemen ve diyorum ki, benim bana her fırsatta, ama her fırsatta "Seni çok seviyorum annecim" diyen, dili döndüğünce "Lal lav yu annecim" diyen sevgi dolu bir oğlum var! BENİM oğlum! BENİM EGE'M....

Bundan daha güzel bir gerçek,
daha güzel bir an,
daha güzel bir hediye hiç olabilir mi ki acaba?

4.4.14

Sarper Ege'm 3 yaşında!



Sarper Ege’m..
Oğlum;

Ne zamandır sana yazmadım.
Hayatın akışına, seninle birlikte hayatımıza bir şelaleden hızla koşan su damlaları gibi akan mutluluğuna, hayatımıza kattıklarına, senin her anına daldım; yazamadım.

Bu günler özel. Bu hafta çok güzel. Bugün yazmak gerek, uzun uzun anlatmak gerek. Özellikle de bu aralar bilmen gerek bebeğim.
Bugün kocaman harflerle söylemem, kelimelerle bir yerlere mühürlemem gerek SENİ NASIL DA ÇOK SEVDİĞİMİ!

Ege’m;
Bazen gözlerimi kapatıp, balkonumuzda hayal ediyorum bizi.  Seneleeer sonrasında bir akşamüstü, güneşi batırıyoruz birlikte. Baban, sen, ben.
Kahvemizi alıp oturmuşuz. Sen uzun, yakışıklı bir delikanlı. Gözlerin hala ışıl ışıl. Kumral saçlarını özenle dağıtmışsın. Gülümsüyorsun. Anlatıyorsun.
Merakla dinliyorum. Karşımdayken bile sana özleyerek bakıyorum.
Uzun parmaklarınla sarmışsın bardağını. Şimdiki gibi dikkatle dinliyorsun. Şimdiki gibi yaşadığımız her saniyeye kendini veriyorsun..  Şimdiki gibi uzun uzun anlatıyorum sana; çevremizi, merak ettiklerini, bilmen gerektiğini düşündüklerimi.
Okuduğum bir kitabı, izlediğim bir filmi, sevdiğim bir konuyu ya da.
Kapıları, köprüleri, yolları mesela…

Sana hiç yazdım mı oğlum; ben kapıları, yolları, köprüleri severim…
Varlığını öğrendiğim saniyede bir kapıdan çıkıp koştum ben babanın yanına.
Bir kapıdan çıkıp, upuzun bir yola.
Senin dışında hiç kimsenin, hiçbir şeyin bu denli güzelleştiremeyeceği bu annelik yolculuğuna.

O kapıdan çıkarken bıraktım arkasında mesela, bir kendimi düşünmeyi, deliksiz uykuları, kaygısız şimdiyi, kaygısız geleceği, kimi zaman anlamlandıramadığım günleri, kimi zaman olur ya hani kalbimin, “ne yapsam olmuyor ya!” boşluğunu..
Seni öğrendim, bir kapıdan çıktım; baktım avcumda bir dünya yeni düş, kucağımda güleceğin an, bana koşacağın an, ilk kez anne diyeceğin o büyülü an, uyanıp “günaydın annecim” diyeceğin sabahlar, sarılıp uyuyacağımız geceler, üçümüzün el ele yürüyeceği kaldırımlar, hoplaya zıplaya oynayacağımız akşamlar, birlikte söyleyeceğimiz şarkılar, okula başlayacağın gün; mis kokun, pamuk ellerin, güneş gibi gözlerin… neler neler bebeğim, neler neler..  ne düşler..
O kapının önünde bir de, tutarken senli bir milyon düşü avcumda, omzumda buldum anında, ağırca; gelecek kaygısını, yaşam kaygısını, “nasıl yapacağım” – “sorduğunda ne diyeceğim” – “nasıl yetiştireceğim” – “nasıl koruyacağım” kaygılarını. Bu kaygıların uykusuz bekleteceği geceleri, bu düzeni, bu adaletsizliği, insanların ikiyüzlülüğünü, sana söylenebilecek yalanları, seni üzebilecek insanları..

O an anladım, bir deli hal annelik – bir saniyesi yağmur, bir saniyesi güneş, bir diğeri gökkuşağı! Ama hep bahar, hep güneşli bir Nisan sabahı. Doğduğun gün gibi, ağaçlarda yeni bir hayata uyanan tomurcuklar, “BİR UMUT VAR” diye hatırlatırken insana;
sen doğdun!
Öyle bir bahar sabahı kendini bir yolculuğa başlamış buldun.

Sonra sen bebeğim bir köprü oldun – Ege’den önceki Burcu’dan, Ege’den sonraki baştan ayağa anne, kontrol delisi, evhamlı, büsbütün sevgi dolu, yürüyen vicdan Burcu’ya. Senden önceki her günü birbirinin aynı olan yaşamdan, her saniyesi ayrı güzel olan bu güzel hayata. Her sabah gözlerimi açtığım saniyede adının şimşek hızıyla zihnime düştüğü sabahlara, bir milyon düşün gerçek olmasına.. İki kişilik mutlu bir evden, üç kişilik çok mutlu bir hayata.

Biz üçümüz; sen, baban ve ben; bir yola çıktık sonra. Her sabahı özel, her saniyesini yavaşlatmak; tekrar tekrar yaşamak istediğim, gülüşünle, bakışınla, her hareketinle güzelleştirdiğin, her anına varlığınla anlam kattığın, işte yaşadığımız her kötü andan sonra sana koştuğumuzda gökkuşağı gibi açtığın; gerekse bir gün ömrüne bir saniye bile düşünmeden ömrümü gözüm kapalı vereceğim bu yola..  İyi ki doğdun, biz iyi ki başladık bu yolculuğa!

Kapılar, köprüler, yollar özel  Ege’m..

 İsterim ki, harika kapılar açılsın ömründe; o kapıların arkasında hep iyi yürekli, anlayışlı, seni anlayan, seni seven insanlar olsun..

 İsterim ki, bir kapıdan girdiğinde arkanda bırak seni üzen şeyleri, olumsuz düşünceleri ve kötü günleri. 

İsterim ki bir köprüden geçeceksen eğer, bıraktığın yakadan tek bir kötü şey gitmesin aklında, yanında, avcunda seninle birlikte öbür yakaya. Hep en güzel tarafında ol yaşamın. 

İsterim ki upuzun bir yolun olsun, ceplerinde hep umut, çantanda hep güzellikler, yanında hep iyi insanlar.. 

İsterim ki hep gülümse, hep mutlu ol bebeğim bu yolculukta. 

İyi ki doğdun, iyi ki ben SENİN annenim, 

SEN iyi ki varsın…

Sahip olduğum en güzel şeysin sen…

SENİ ÇOK SEVİYORUM..


12.1.14

Son zamanlar

Küçük adam,
Zaman hızla ilerliyor, sen 3 olma yolunda emin adımlarla ilerliyorsun.
Çok emin ve inatçı adımlarla. :)
Evet. Bugün konumuz inatçılık. :p
Babana çok benzediğinden mi öylesin, bütün çocuklar mı öyle, 3 yaşın gereği mi bunlar bilmem bebeğim,
ama sen "annemi çileden çıkarmalıyım" diye inat ediyor gibi görünüyorsun, söyleyeyim!
Mesela bu akşam üstünü değiştirmek istediğimde önce elimdekini giymemek için, sonra terlediğin anda o giydirdiğimi çıkarmamak için ve bir diğer yeni şeyi giymemek için o kadar uzun süre ağladın ki..
Sana hiç kıyamadım elbette ama bazen öyle deli anların kurucusu oluyorsun ki kuzum, içimde fırtınalar koparken ben sesimi en normal seviyesinde tutup konuşmaya çalışıyorum seninle, açıklamaya çalışıyorum ama senin cevapların hep aynı:
- hayır. giymicem işte.
- hayır. yemicem işte.
- hayır uyumak yok.
- hayır. banyo yapmak iştemiyoyum.
- hayır. okula ditmicez.
- hayır. evimize ditmicez.
- çoyba yemek iştemiyoyum. yumuyta iştiyoyum ben.
- hayıy. yumuyta iştemiyoyum, çikolotalı yumuyta iştiyoyum ben.
- hayıy ben şiyin baba iştemiyoyum. gözlüklü çıksın iştiyoyum ben.
- hayıy bu benim ayakkabım olamaz.
- hayır
- ha-yıy
- ......................

çooookkk uzun bir liste. çok be kuşum!

bu anlarda bazen gidip aynaya bakıyorum. deliliğin eşiğinde soruyorum kendime:

- bu minik adam ne zaman bu kadar büyüdü?
- bu minik adam bu kadar itiraz etmeyi nereden öğrendi?
- bu minik adam ne sanıyor böyle ya :)
- bu minik adamla en doğru iletişim nasıl olmalı?
- karşımdaki bu minik adam değil de bir başkası olsaydı neler yapmış olabilirdim :)
- bu minik adamın amacı ne?
- bu denli sinirliyken şu an, bu minik adama nasıl sakince öyle olmaması gerektiği anlatılır?
- bu suratımın hali ne?
- bu Emrah nerede şimdi? :)
- bu minik adam saat kaçta uyumuştu acaba?
- sakin olman gerektiğini biliyorsun değil mi? :)

bir de bazen, öyle ters oluyor ki o tatlılığına o tersliğin annecim, gülümsemeden duramıyorum. Fark ettiğin anda tabii ki anında kuruyorsun vurucu cümleni.

- hayır annecim gülmiyceksin.
brc: e ağlayayım mı oğlum ne yapayım?
- hayır! sen sakın ağlamıcaksın! çok tehlikeliiiii. :)

işte öyle bir cümlen ile geçiyor zaten o fırtınalı saniye.

"çok tehlikeliiiii" ne demek :)  bir de şunu diyorsun "korkmana gerek yok annecim." bir de "peki senin adın ne? anne! burcu değil." "kim yapmış olabilir" diye soruyor, birinin bir şeye kızdığını anlayınca hemen koşup "seni öpebilir miyim peki?" deyip, merakla bakıyorsun - elin belinde ve bir ayağını tempo tutar gibi kadırıp indirerek :)

Gel de gülme bütün bu hallerine! :)

çok tatlısın - "ebet biliyorum" diyorsun mesela duyduğunda!

şimdi uyudun ama bir gün okuyacaksın;

çok tatlısın be oğlum!

seni nasıl da çok seviyorum ben! :)

28.11.13

"Minik Ege uyusun da büyüsün.."

Ege'm,
Bir saat önce yatağında uyuya kaldık birlikte. Ben kalktım sonra. Şu anda bugün birlikte hiç vakit geçirmemiş gibi özlüyorum seni. Son zamanlarda baban da hep "uyutmasa mıydık ki?" diye soruyor bana. O da özlüyor.
Hatta yatmadan önce, yatağına gelip bakıyoruz sana çoğu zaman, hala "bu bizim mi gerçekten?" bakışıyla; merakla, heyecanla ve tabii ki mutlulukla!

Doğduğundan beri hep senin seçtiğin ninnilerle uyutuyorum bebeğim seni.
"Ay dedeyi şöyley misin annecim?" diyorsun en tatlı sesinle.
"Öpebiliy miyim şeni aaanne?" diye ekliyorsun.
Öyle tatlı ki sesin, o duruşun, bir aklım "hadi kalk Burcu, uyumayın. Şu anın tadını çıkarın, sızana kadar birlikte oyunlar oynayın" derken, o "ama uyusun da büyüsün" diyen öbür aklıma takılıyorum işte.
Sonra başka ninniye geçiyorum,
"minik Ege uyusun da büyüsüün.."

Minik Ege uyudu, büyüdü bebeğim. Hatta kendin de "Ben abiyim aaanne. Ben bebek diiilim. Ben Okkun'un abisiyim." diyorsun zaten bana, vakitli vakitsiz :) sen de biliyorsun!

Her kelimende şaşkınlıktan büyümüş kocaman gözlerle inceliyorum yüzünü, gözünü; merakla dinliyorum seni ve kendime sormadan edemiyorum, "minik Ege ne zaman, nasıl bu kadar büyüdü?"


Her hareketin, her kelimen, her bakışın, her şeyin yaşama bağlıyor insanı, aşık ediyor, mutlu ediyor...

Minik Ege, yaşamımızı güzelleştirerek büyüyor.
Bizim mutluluğumuz büyüyor..

Ne güzelsin sen oğlum!
Seni ben nasıl da çook seviyorum!

21.9.13

"Ay lab yu aaannniie"

Minik kuzum,


canımın parçası, Sarper Ege'm..

sen şimdi uykunun kollarında dönüp dururken, saniyeleri yakalayıp; avucunda biriktirip, saatleri dondurmak istiyor annen.
yok ki bebeğim bir "ben bu anı çok sevdim. yüz milyonlarca kez aynı şekilde yaşayabilir miyim?" seçeneği şu yaşamın!

yoksa ne de güzel olurdu sabah uyandığın anda oyuna davet eden sesinden "aanneee!?" kelimesini milyonlarca yankıyla duymak. Gün boyu hem de.
sonra yanına gelince gördüğüm, o minicik yüzündeki yarısını uykunda bıraktığın, sabahın henüz tamamlanmamış gülümsemesi. haylazca bakıyorsun hani. o görüntüyü milyonlarca kare olarak işlesem beynimin kıvrımlarına. Gün boyu hem de, aynı tadı yaşayabileyim diye.

sonra sarılman. gelip, öpmen. oyunlar kurman, babanı, beni sorgusuz, hevesle, beklentiyle dahil etmen.
"canım babacım", "canım annecim"lerin.
istediğin bir şey olduğunda "tititi annecim" diye teşekkür etmen.
hani kıyamaman, gördüğün en ufak kızarıklıkta endişeli endişeli "çok acıdı mı babacım!" diye sorgulayıp, tedavi etmeye çalışman.
"okula gitme annecim" rican.
beni gördüğün anda sımsıkı sarılman - "bıyakma beni annecim" eşliğinde hani..
ışıklarımızı kapattığımızda minicik bir kedi gibi kollarıma kıvrılıp, kıvrım kıvrım sokulup,  yalandan bir acı uydurup, "bacaam çok acıdı aannee. öp!" eşliğinde sevilmek istemen.
babanı balkonda bekleyip, "babacım deeeelmiiişşş!" çığlıklarıyla kapıya koşup, hemen onun ellerinde kendine alınmış bir şey, bir likka(çikolata), bir ooncak(oyuncak), löllük(gözlük), alo araman.


her şeyi kaydedebilsem, her şeyi saklayabilsem, çocuk seni yetişkin sana en güzel, en içten kelimelerle bırakabilsem;
ama olmuyor bebeğim.

bir şelalenin yanında durursun da, sonra çok güçlü sesi kalır kulağında, akarken kopan damlalar vurur hani sadece sana; bütün suyu saklayamazsın ya;
bir hissettiğin, gördüğün kalır geriye bakınca.
hızla akan bir şelale gibi seviyorken seni, bunu ifade etmeye kalkışınca bir sesi, bir de damlaları aktarabiliyorum bir başkasına ve sana. su hep kalıyor, coşkuyla; kocaman birikintilere hızla koşarak, delice. sevgimi işte öyle büyütüyorum her an içimde..

öyle güzelsin ki oğlum.. ben zamanı yetişkin sana saklasam, kendine benden, babandan baksan..

ama..
durmasın yine de saatler, değil mi? sen büyü bebeğim..

hayatı sevmeyi öğren,
aşık ol,
şiirler oku sevdiğine, şarkılar söyle,
ıslık çalarak yürü sokaklarda, ellerin ceplerinde, gülümseyerek..
güzel kokular dolsun içine, büyük umutlar, güzel düşler..
iyi insanlar yürüsün seninle..

ve bütün o güzel şeyler oluyorken ışık saçacak gözlerine bakabileyim, yanında olup..

benim canım oğlum.. hani senin de dediğin gibi; "ay lab yu" Ege'm...
çok hem de..






14.7.13

Komşu Kooomşuu? :)

Anne heyecanla başlar tekerlemeye, Ege'den aktif katılım bekleyerek :)

  Brc: ... Oğlun geldi mi?
  Ege: Gelmiicek aaannee.
  Brc: (Hala devam edesi var) Gelirse ne getirecek peki oğlum?
  Ege: İnji-bonjuk yok aaanneee.
  Brc: Kara kedi de mi olmasın?
  Ege: Tedi youk aanne. Aaaç yok. İnek mööö yaptı. Tibbiii (Bitti)


 Ege doğrudan başka bir şeyle ilgilenmeye başlar, anne ona "ellerim bomboş" modunda bakakalıp, yeni etkinliğe ayak uydurma eylemine hızlı bir geçiş yapar :)

kaldığımız yerden..

Ege'm..
Oğlum..

"Miniciğim" diye yazmaya başlıyordum ya önceden, şimdi öyle yazasım gelmedi.
Büyüdün sen bebeğim,
büyüyorsun..
büyüdüğünü görmek çok heyecanlı, çok güzel...

Afacan bir çocuksun artık sen.

Deli dolu bir enerjiyle uyanıyor,
-kendi odana geçtin, yatağında gözlerini açıp, biraz bekleyip, sessizce bana sesleniyorsun, o tatlı sesini biraz dinleyip, sen strese girmeden sana koşuyorum, uçuyorum-

gün boyu ordan oraya koşup, zıplayıp,
-kordirorumuzu günde kaç kere koşuyorsun saymam mümkün değil, zıplamak için kaç mekan buluyorsun anlatamam -

çok yemeyip,
-ne uzatsam "yemiycem aaanneee" diyor, ısrarla "kek iştiom aaaannneee, kıyakey iştiom aaannneee, gugılıgı iştiom aaannneee" diye ekliyorsun-

asla uyumak istemeyip,
-kaç saat uyanık kalmışsan kal, hep aynı cümle ağzında "auyumuyom aaanne", "auyumak iştemiom aaannee"

hep dönüp dolaşıp kucağıma gelmek isteyen,
- her ne iş yapıyorsam yapayım, aklına gelince hemen yanıbaşımda bulunup "aaaallsaaaanaa aaanne" diyorsun tatlıca -

maks (makas), minik caillou oyuncağı, su, kum ve zıplamak delisi afacan oğlumsun benim..
benim minik adamım, güzel bebeğim, Ege'm...

Okullar tatil oldu, ikimiz de evdeyiz.
Senin dışında hiçbir şeye vaktim yok - kendime bile.. Sen uyuduğunda ben bitmiş, tükenmiş oluyorum :) gözüm yastığa, yatağıma düşüyor..

Evde, yanımda olmaya o kadar alıştın ki, ben tuvalete bile gitsem, kapıdan sesleniyorsun "ditme aanne. ditme aanneecim."
kıyamam ben sana.. kuzum benim.
Dönem boyu okuldaydın ya, sanıyorsun ki ben seni bırakıp, gideceğim bir süreliğine. :(

Şimdi yaz. Evdeyiz. Birlikteyiz! :)
Yeni öğrendiğin bir şeyi ilk ben duyuyorum, canın acıdığında hemen yanında oluyorum, kahkahanı, neşeni daha çok görüyorum gün boyu..
Yorucu ama çok güzel! :)


Bu akşam erken uyudun, misafirlerimizi yolcu ettik,
şimdi gidip sana yarın için bir kaç aktivite hazırlayayım..

sana "seni sevdiğimi" yazmayı da çok özlemişim miniğim!




8.4.13

Ege'm 2 yaşında..



Sarper Ege’m,
Bugün senin doğum günün..
Öyle derin, öyle tarifsiz seviyorum ki ben seni,
Öyle yoğun ki kalbim, seninle;
Bugün sana baktıkça ağlıyorum, mutluluktan!

Sabahtan beri boğazımda kelimeler.  Mutluluğu anlatamamaktan!
Seninle geçen bu iki yılımızın her anı boğazımda, düğüm düğüm.  Çözsem, anlatsam;
İki sene önce bugün minicik elleriyle küçücük bir adam kalbime dokundu benim desem,
Minicik parmağıyla yeni bir dünya gösterdi desem,
Hani anlatsam her şeyi, her ilk anı, aklıma özenle yazdığım her anını söylesem,
benim gibi anlayan olur mu?

Sabahtan beri gözlerimi kapatıp “Benim iki yaşında bir oğlum var!” diye söylüyorum kendime; hala bile öyle zor ki bu mucizeye inanmak.
Sen benim minik adamım, en büyük mucizem..
2 yaşında bir çocuksun artık!
Bunu bilmek ne kadar güzel..

Senin dışında başka bir mucizem yok benim bebeğim, bu dünyaya getirdiğim.
Olsaydı eğer, bu doğum gününde çok daha güzel bir dünya hediye edebilmek isterdim sana.
Bir dokunuşla, sen nasıl güzelleştirdiysen benim yaşamımı, işte ben de öyle güzelleştirmek isterdim mutsuz, korkan insanların dünyasını.
Minicik parmaklarınla nasıl yeni, çok daha insanca bir dünya gösterdiysen bana, ben de öyle uzanıp gösterebilmek isterdim “Bakın bu, içinde dinlerin, kişisel çıkarların, kapitalistlerin, ırkların, geçmiş tarihin hiç savaşmadığı bir dünya” diye insanlara.
Senin;
sıcak bir yaz günü, eğilip yere, avuçlarına dolacak doğal bir kaynaktan buz gibi bir suyu içmekten alacağın mutluluğu,
bir bahar sabahı yemyeşil kırlara uzanıp, burnunda ekinezyaların, frezyaların, fulyaların kokusu; bir ağaç gölgesinde bir kitabın sayfalarına dokunmaktan alacağın keyfi,
bir sonbahar akşamı, yağmurun altında sevgilinle el ele; sevgilinin bir elinde kırılgan bir orkide, senin aldığın; mis gibi toprak kokusunu içinize çeke çeke, “her sonbahar gelişinde / sarı sarı yapraklarla..” şarkısını mesela, bağıra bağıra söylerken içinde oluşacak o güzel heyecanını garantileyebilmek,
hem sana öyle doğal bir dünya bırakabilmek,
hem de o doğadan nasıl keyif alacağını öğretebilmeyi isterdim bir dokunuşla..
Hepsini ne yazık ki yapamam,
benim tek mucizem sensin bebeğim.. başka mucizem yok..
benim olduğunu bilmek, dünyamı güzelleştiriyor.
yani,
Sen varlığınla her gün, bana daha güzel bir dünya hediye ediyorsun aslında,
Teşekkür ederim..

Doğum günün kutlu olsun miniğim..
İyi ki doğdun sen..
İyi ki benim mucizem oldun!

Öyle güzelsin ki şimdi yanı başımda uyurken,
O masum yüzün, uykunda gülümsemen, o yanağına koyduğun elin düğüm düğüm takılıyor yine boğazıma şimdi..
Şimdi gözlerimi kapatıp, bütün doğum günü dileklerimi sıralayayım sessizce, kendi kendime..
Sonra,
Öyle bir mucize olsun ki,
O masum yüzün yaşamımız boyunca hep gülsün,
Öyle güzel yaşa, öyle mutlu ol,
öyle derin, öyle tarifsiz sev ki,
öyle yoğun hisset ki mutluluğu,

O güzel yanağında sadece,  mutluluk gözyaşları süzülsün..

Seni öyle çok seviyorum ki..